Categories:

Geçenlerde televizyonda bir “talk-show”a denk geldim. Ülkemizin ünlü simaları ile neşeli bir sohbet be konu birden “okuldayken kopya çeker miydiniz?” sorusuna geldi. Kahkahalar, gülüşmeler ardından sıra ile neler yaptıklarını övünerek anlattılar. Hemen ayıplamayalım, aranızda nasıl kopya çektiği ile övünmeyen birisi var mı?

Üniversitede “mikro işlemciler” dersine yabancı uyruklu bir öğretmenin geleceğini öğrendik. Ders zor mu zor. Sınava geldi sıra. Vizeye girdik, sınıf dersi alttan alanlar ile birlikte oldukça kalabalık, durumlar malum derken öğretmen sınıfı terk etti, bizi sorular ile başbaşa bıraktı… 

Sonrasında sınıftaki malum gürültüyü merak eden başka bir öğretmenin ateşlemesi ile konu en üst düzeye kadar çıktı. Dersin öğretmeni acilen bulundu, başımıza geri getirildi ve savunması istendi. Savunmaktan ziyade hoca şaşkın tabii. “Bunlar mühendis olacak, soruyu ya da formülü ezberlemeleri gerekmiyor. Sorunu çözmeleri gerekiyor ve tabii ki kitabı da açıp bakabilirler. İleride Çip tasarlayacakları zaman ezberden mi tasarlayacaklar?” dediğini hatırlıyorum.

Geçen senelerde gene benzer bir blog yazımda kızımın ders kitaplarından bahsetmiştim. Biyoloji mesela. Sanki tıp okuyor. Hücrelerin organelleri tamam ama organelleri oluşturan proteini oluşturan nükleid asid molekülünün parçaları ve birbirleri ile yaptıkları bağlar, kimyada elektronların dönme hızları, döndükleri yörüngelerin enerji hesaplamaları… Maalesef eğitim sistemimiz böyle. Kendimiz de öyleydik ama çocuklarımızda. Ezberlemekten başka çare yok ve sanırım onların ezberleyecekleri konular da giderek art(tırıl!)makta. Sonuç olarak ta Hababam sınıfı ekolümüz.

Ama birden devran değişti. Şimdi pandemi ile birlikte çocuklar ekran karşısında, masa altında kitaplar, ellerinde Whatsapp 🙂 birkaç ay öncesinde Mahfi Eğilmez’in bir Tweet’ini görmüştüm, “şu konuda yardımcı olur musunuz” diyerek bitirme tezlerini ya da ödev şeklindeki sınavlarını yaptırtmak isteyen takipçiler kazanmış.

Sonuç ne peki? Atom altı parçacıkların çarpma açısını hesaplayan ama bir çiçek koklamamış asgari ücretle iş arayan gençler hedeflenirken onu da hesaplayamayan bir nesil çıkacak ortaya. 97 yıldır eğitim politakasını sabitleyememiş bir millet olarak kaybediyorduk, pandemi tuğ dikti.

Benim şahsi tecrübem, bundan 15+ sene kadar önce yeni mezun bir arkadaşımıza mesela bir komut öğrettiğimizde onu dener ve diğer parametrelerini de öğrenir idi. Şimdilerde ise 2-3 anlatmadan sonra denerse şanslıyız sanki. Tabii iyi taraftan bakacak olur isek kendisini geliştirmeyi hedef edinmiş gençler birçok rakibini kolayca eleyebilir.

Neyse konuyu dijital dönüşüme bağlayabilir miyiz? Aslında Türkiye’de satılan lisanslara bakınca çok mu ince görmüş oluruz? Umudum çok yok ama umalım ki ileride eğitim sistemimiz ezberden uzaklaşır, selbest düşünce hepimize yeni ufuklar açar. Bir sonraki konum da belli oldu :”Dijitalleşme hataları”

Ömer Zeybek

www.datarebus.com

Tags:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir