Özellikle bu pandemi döneminde teknolojinin nimetlerinden sonuna kadar yararlandık. Evlerimizden çalıştık, kararlar aldık, toplantılara katıldık. Mobilite ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde ihtiyacımız olan tüm bilgiye erişebildik, tartışabildik. Diğer taraftan da hepimizin kafasında hep aynı soru: “Bu teknolojiler bir gün beni işsiz bırakacak mı?”

Bu soruya iki açıdan bakarak cevap vereceğiz. Öncelikle çalışan olarak bu teknolojilerin bize etkisi ne olacak? sonrasında da müşteri olarak bize etkisi tam nedir? Ama önce şu teknolojileri bir belirleyelim:

  • Mobilite: Lokasyon bağımsız çalışmayı destekleyecek teknolojilerin tamamı: Bulut bilişim, VPN teknolojileri, video konferanslar vs.
  • Büyük Veri ve Analitik: Sınırsız veri kaynaklarından ( IoT, sosyal medya entegrasyonları, sensörler) ile canlı, cansız ayırt etmeden her şey hakkında bilgi toplayan, bu bilgileri analiz eden ve hatta kendi kendine öğrenen sistemler
  •  Otomasyon: Robotik, RPA ve süreç analizleri
  • Komünikasyon: Şirket içi ve dışı tüm iletişim ve paylaşım teknolojileri
  • Yapay Zekâ: aslında yukarıda saydığımız tüm maddelerin içerisinde bir şekilde olan teknolojimiz.

 Daha iyi anlatabilmek için örneklerle ilerleyelim. İlk örneğimiz dijital dönüşümünü tamamlamış, DEX Center (www.dexcenter.org) standartlarına göre oldukça üst seviyelerde dijital olgunluğa sahip bir firmada çalıştığımızı düşünelim. Üst seviyelerde diyorum zira malumunuz 5. seviye olan “otonom sistemler” aslında karanlık fabrika standartlarında bir yapıyı anlatmakta bizlere ve bu tür sistemlerde insana da çok gerek yok. Ama 3. Ve 4. Seviyelerdeki yapılarda, tüm uygulamalar birbirleri ile entegre, veri bütünlüğü sağlanmış, KPI’lar belirlenmiş, süreçler en alt detayda kontrol edilmekte ve mükemmelleştirilmiş bir sistem tarif edilmekte. (DEX Center için 22 Temmuz 2020’de merak edenlere bir webinar olacak)

Bu sistemlerde çalışanlar olarak bizlerin karşılaştığı pek çok tehdit var:

  • Tüm çalışmalarımız bir şekilde monitör ediliyor ve değerlendiriliyor. En ufak bir kaytarma, yanlış karar, ya da unutkanlık anında fark ediliyor ve rapor ediliyor.
  • KPI değerleri girilmiş, hedefler belli ve her geçen sene daha ileri bir düzeyde hedefler büyütülüyor.
  • Mesela pazarlama bölümündesiniz. Hangi müşteriye hangi sıra ile ve nasıl bir teklif ile gitmeniz gerektiğini bilerek gidiyorsunuz. Yol durumu, hava durumu gibi dış etkenler bile değerlendiriliyor.
  • Pek çok karar zaten yapay zeka tarafından desteklenen sistemler ile size iletiliyor. Yani insiyatif almak çok zor. Zira her uyarıya rağmen doğru bildiğinizi yaptınız ve haklı çıktınız zaten yapay zeka bu durumu hemen not edecek. Ama tam aksi olursa büyük risk 🙂
  • Eğer mavi yaka pozisyonlarındaysanız zaten otonom sistemler ve RPA süreçleri sizin baş düşmanınız. Hem de 7*24 hatta 365 gün çalışır durumda
  •  Uzaktan ve lokasyon bağımsız çalışmak güzel ama artık erişilemedim, görmedim, duymadım hatta unuttum bahaneleri tarihe karışıyor.
  • Henüz tam sınırını belirleyemedik gerçi; özel hayat, iş tanımları gibi kavramlarda biraz karıştı. Bir düşünsenize işe geldiniz ama moralinizin bozuk olduğu yüz tanıma sistemlerinden tespit edilip müdürünüze bildirildi. Ve bu ay bu dördüncü J
  • Son olarak ta rekabet artık yan dükkân ile sınırlı değil. Dünyanın diğer ucundan umulmadık bir tehdit alabilirsiniz. Globalleşen dünya ile herkes her yere erişebiliyor.

Özetle, çalışan olarak hem daha ağır koşullarda, devamlı denetim altında çalışmaya mahkûm iken diğer taraftan da bizlerinde otonomlaştığı ve sadece sınırlı işleri yapabildiğimiz bir dünyaya doğru gidiyoruz. Endüstri 2.0 ile Ford’un üretim tezgahlarında işçilerin önlerine gelen vidayı sıkmaları gibi bizlerde tanımlı işlerimizi hızlı ve yanlışsız yapmak durumunda kalacağız.

Müşteri olarak bakarsak da, tüm bilgilerimizin erişildiği, “segmente” edilmiş, sosyal medyada paylaştığınız bir resmin alış verişinize yön verdiği bir dünyada hiç alışık olmadığımız satış taktikleri ile mücadele edeceğiz. Gene bir örnek üzerinden düşünelim: mağazada dolaşıyorsunuz, hareketlerinizden ve göz bebeğinizin durumundan elinize aldığınız elektronik eşyayı alıp almayacağınız tahmin ediliyor. Geçmiş verinizden de yararlanarak eğer satın alma ihtimaliniz var ise bir görevli size doğru yaklaşıyor ve elinde de size uygun ödeme seçenekleri var tabii. Bu aslında günümüzde dahi olan bir teknoloji. Yani ”ileride” dememiz biraz yanlış oldu. Ama bu seviyede bile farklı tehditler altındayız. Zaten bir markete girdiğinizde gerek ambalajlar ile gerekse diğer görsel etkiler ile sizi psikolojik baskı altında tutuyorlar. “Basket analysis” gibi tahminleme algoritmaları ile de size yön vermeye çalışılıyor. Ama artık daha ileri gidilecek ve alıp almayacağınıza nerede ise sizden önce karar verilecek. Hatta kişisel bilgilerinize erişip “eşinize hediye edin”, “zaten bu hobiniz var bunu da alın” gibi satış taktiklerinin baskısı altında olacağız. Bir de tüm bunların çok önceden modellenip size sunulmak üzere hazır edilmesi durumu var. Başka bir değişle mahallenizdeki ve sizin ile aynı segmentte olan insanlar o model cep telefonunu alıyorlar diye siz de mağazada bu telefonu incelemek zorunda kalabilirsiniz. (Buna güzel bir örnek Çağrı Aksu’dan gelmiş idi: https://www.linkedin.com/posts/caksu_her-%C5%9Fey-elimizin-alt%C4%B1nda-bize-bir-t%C4%B1k-kadar-activity-6685775750496313344-R1–)

Son olarak PWC destekli bir araştırmayı da paylaşmak isterim: 2030 yılına kadar gerçekleşecek otomasyonlar ile mevcut işlerin %33’ü robot teknolojileri ile yapılacak. Yani her 3 işten 1’i. Ve bu oran, inşaat, lojistik, depo gibi sektörlerde çok daha fazla olacak. Ek olarak pek çok karar verme mekanizması da otonomlaşacağı için artık mavi yakalar da tehdit altında olacak.

Tags:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir