Categories:

Bu bir Paskalya Adası hikayesidir. Genelde duymuşuzdur bu adayı ama ya adını hatırlamayız ya da Galapagos ile karıştırırız ama ilginç hikayesi olan bir adadır kendileri.

Yeryüzünde hiçbir yer, diğer yerleşim bölgelerine Paskalya Adası kadar uzak değildir. Güney Amerika, doğuda 4300 mil, Tahiti ise batıda 2300 mil uzaklıktadır. Bu kadar uzak bir yerde hayat izlerinin olması yıllarca yok Mu kıtası yok Atlantis gibi (bana göre) deli saçması gazlarla milyonların paralarının cebinden çekilmesine vesile oldu.

Neyse hikayemize dönelim: Süper maceracı, zeki belkide darda kalmış bir kavim kendini engin denizlere vurmuş ve ensonunda da bu dünyanın uç noktasına varmayı becermişler. Tam bir cennet olan ada, yemyeşil doğası, tatlı su kaynakları ve denizden gelen sonsuz yiyeceklerle kucak açmış yeni ada halkına.

Ama insanoğlu işte rahat durmaz. Bir aklı evvel çıkıp bir heykel yapmış. Denizkenarında yumuşak olan kayalardan. Ama kayalar hava ile temas edince sertleşmiş, iyice bi heybetlenmiş. Peki kim görecek bu güzel, tanrısal heykeli? En yüksek noktaya taşımak lazım. Kesmişler ağaçları ve dev heykeli ağaçlar üzerinde kızaklıyarak taşımışlar tepeye.

Peki bunu gören diğer köy n’apmış? Tabiki daha büyüğünü yapmış ve getirmiş yanına koymuş…Ne tatlılar di mi? rekabetçi bir ırk…Ne de olsa denizleri aşmış bir kavim…Dayanamayıp araya gireceğim gene, günümüzdeki “başar, hedefle, sonuca odaklan, daha iyisini yap” gibi gazlara ne kadar da benziyor di mi? Neyse dönelim gene o tarihlere. Sonuçta ne olmuş? Insanlar “ya biz ne yapıyoruz bırakalım bu işleri” mi demişler?

Hayır tabiki. Son ağacı da kesip kızak olarak kullandıklarında rahata ermişler. Artık heykelleri taşıyacak ağaç kalmamış. Sonrası daha acı tabiki. Ağaçların olmaması nedeni ile deniz tuzu rüzgar ile adaya yayılmaya başlar ve tüm ada verimsizleşir, toprak tuz ile kaplanmıştır. Ağaç olmadığından tekne dahi yapamayan insanlar açlıktan ölmeye başlar. Ufak bir kısmı önce mağaralarda tarım yapmaya çalışır, kuşları ve kıyıdaki ufak balıkları yer. Ama daha sonra yamyamlığa başlar.

Şimdi bu hikayeyi alın ve günümüze uyarlayın. Ister eski kızılderili sözünü hatırlayalım (Son ağaç kesildiğinde, Son nehir kuruduğunda, Son balık avlandığında, İşte o zaman paranın yenmediğini anlayacaksınız) ister din konusunda çıkarımlarda bulunun. Hatta ben karışmam işinize ama Validebağ ile ilgili bir hikayede olabilir. İnsanoğlunda düzelen birşey var mı?

Tags:

No responses yet

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir